Finlandiya eğitim sisteminin sırrı

Öncelik başarıya değil Mutlu Çocuk yetiştirmeye verilmiş

… Finlandiyalı çocukların okul yaşamı, Finlandiya’nın bizzat uygulamakta olduğu gençlik ve eğitim politikalarının sonucudur; PISA testlerinin değil. Fin eğitim sisteminde okuma becerileri, bilim ve matematik okur yazarlığı kadar sosyal bilimler, görsel sanatlar, spor ve pratik becerilerin geliştirilmesi de önemli. Finli çocuklar anaokul ve ilkokul hayatları boyunca oyun oynar ve zevk alarak öğrenirler. Finli öğretmenler de, ebeveynler de matematik ve ya fen derslerindeki soyut kavramları öğretmenin en iyi yolunun müzik, drama ya da spor uygulamaları olduğunu düşünür. Akademik ve akademik olmayan öğrenme biçimleri arasında kurulan bu denge çocukların okuldaki mutluluğunu sağlamanın büyülü formülüdür. PISA testleri, okul yaşamının çok önemli olan bazı kıstaslarını değerlendirme dışında bırakıyor.

Pasi Sahlberg *

Finlandiya’da çocuklar hem katılığın hem de esnekliğin faydalarını öğreniyorlar. Eğitimcilere göre Finlandiya modeli bir ütopya.

Finlandiya’da okul toplumun merkezinde yer alıyor. Okul sadece eğitim hizmeti değil, sosyal hizmetler de sunuyor. Eğitimin amacı kişilik yaratmak.

Finlandiya kültürü, içsel motivasyona ve bireysel ilginin peşinden gitmeye değer veriyor. Finlandiya eğitim sisteminde nispeten daha kısa ve okul tarafından finanse edilen müfredat dışı etkinliklerle zenginleştirilmiş bir okul günü geçiriliyor. Tek istisna, okullar tarafından değil, ilçeler tarafından finanse edilen spor. Finliler, en önemli öğrenmenin sınıf dışında gerçekleştiğine inanıyor. Lisedeki öğrencilerin aldığı derslerin 3′te biri seçmeli. Hangi yeterlik sınavına gireceklerine bile kendileri karar veriyor.  Stresin düşük olduğu bir kültür olan Fin kültüründe, çok çeşitli öğrenme deneyimlerine değer veriliyor.

Ancak tüm bunlar bu eğitim sistemini, akademik zorlukların dışında tutmuyor. Finlandiyalı eğitimci ve yazar Pasi Sahlberg şöyle diyor: “Finliler Finlandiya dışında pek varlık gösteremezler. Bu da insanların eğitimi daha ciddiye almasını sağlıyor. Örneğin kimse bizim konuştuğumuz komik dili konuşmuyor. Finlandiya çift dillidir ve her öğrenci hem Fince hem de İsveççe öğrenir. Ve başarılı olmak isteyen her Finli mutlaka başka bir dil daha öğrenmelidir. Bu dil genellikle İngilizcedir. Bunun dışında Almanca, Fransızca, Rusça ve daha pek çok dili de öğrenir. En küçük çocuk bile kendilerinden başka kimsenin Fince konuşmadığını anlar. Eğer hayatta farklı şeyler yapmak istiyorlarsa, dil öğrenmek zorundalar.”

Finliler ile Güney Koreliler temel bir ortak noktası bulunuyor: Öğretmenlere ve akademik başarılarına gösterilen derin saygı. Finlandiya’da eğitim programı başvurularının sadece 10′da 1′i kabul ediliyor. 1970′lerde öğretmen okullarının yüzde 80′inin kapatılmasından sonra geriye sadece en iyi üniversite eğitim programları kaldı. Bu da ülkedeki öğretmenlerin statüsünü yükseltti. Finlandiya’da öğretmenler bir yılda 600 saat ders veriyor. Kalan zamanlarını mesleki gelişime, iş arkadaşlarıyla, öğrencileriyle ve ailelerle bir araya gelmeye ayırıyorlar. Amerika’da ise öğretmenler yılın 1100 saatini sınıfta geçiriyor. İşbirliği, geri bildirim ve mesleki gelişim için çok az zamanları kalıyor.

“Hepimiz kendi aldığımız eğitimlerin deneyimlerinin esirleriyiz” diyor yazar Tony Wagner ve ekliyor: “Çocuklarımız için istediğimiz okulların, bizim kendi deneyimlerimizi ya da isteklerimizi yansıtmasını istiyoruz. Bu, farklı bir eğitim için yaratıcı düşünme becerimizi kısıtlıyor. Hiç değişmeyen bir eğitim sisteminin 21. yüzyıl dünyasının ihtiyaçlarına cevap veremeyeceği kesin. Gerçekten çok büyük bir değişime ihtiyacımız var.”

Schleicher ise “Dünyanın en başarılı eğitim kültürlerinde, öğrencilerin başarılarından sistem sorumludur” diyor. Yani sadece aile, sadece öğrenci ya da sadece öğretmen değil. Sistemi, o ülkenin kültürü yaratıyor.

Finlandiya “eğitimin” rüya ülkesi olma özelliğini hala sürdürüyor.

Düşük maliyetler, kısa okul saatleri, ev ödevlerinin olmaması ile yüksek akademik başarıyı; bireyselliğe, bağımsızlığa önem veren, öğrencilerine kendi eğitim programını kendi düzenleme sorumluğunu yükleyen eğitim anlayışıyla eğlenerek öğrenmeyi birleştiren Fin eğitim sistemi, eğitimde önceliği BAŞARI’ya değil MUTLU ÇOCUKLAR yetiştirmeye veriyor. Sonrasında başarı zaten geliyor.

İşte size Fin eğitim sistemiyle ilgili 9 şaşırtıcı gerçek.

Finlandiya’da zorunlu okula başlama yaşı 7.

Yaşları ne olursa olsun, çocuklar okula kendileri yürüyerek ya da bisikletle gidiyor. Fin kültürü çocukların bağımsız yetişmesini önemsiyor. Çocuklarını okula getirip götüren, ders çalıştıran ebeveynler diye bir şey yok.

Fin eğitim müfredatı basit ve genel bir çerçeve tanımlamaktan ibaret.

Öğrenciler, kendi ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda kendi eğitim-öğretim programlarını şekillendirme haklarına sahipler. Öğretmenler de öyle.

Finli öğrencilere eğitim hayatlarının ilk altı yılında hiçbir şekilde not verilmiyor.

Sekizinci sınıfın sonuna kadar  not verme zorunluluğu yok ve öğrenciler standardize edilmiş bir sınav sistemine tabi değiller. Sadece 16 yaşlarındayken ülke genelinde bir sınava giriyorlar.

Öğretmenler gün boyu sınıfta ortalama dört saat ders veriyor. Haftada iki saati ise mesleki gelişimleri için eğitimlere katılmak için ayırıyorlar.

İlk okulda öğrencilerin ders dışı/teneffüs olarak geçirdikleri zaman toplam 75 dakika. Amerika’da bu oran 27 dakikaya kadar düşüyor. Türkiye’de ise ortalama 45 dakika.

Tüm öğretmenlerin en az master derecesi var ve üniversite başarısı en yüksek %10’luk dilim arasından seçiliyorlar.

Öğretmenlik toplum gözünde statüsü en yüksek mesleklerden biri. Finlandiya öğretmenleri başarılı-başarısız olarak yargılamayan bir kültüre sahip. Eksikleri bulunan öğretmenlerin, yeni eğitim-öğretim programlarıyla kendilerini geliştirmesinin önü açılıyor. Hiçbir öğretmenin performans nedeniyle işten atılma korkusu yok.

Öğrencilere ödev verilmiyor çünkü öğrenmenin yeri okuldur.

Her çocuğa bir birey olarak değer veriliyor. Çocuklardan biri yeterince iyi öğrenemiyorsa öğretmenleri bunu hemen fark ediyor ve çocuğun öğrenme programını onun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenliyor. Aynı şey, okula uyum göstermeyen, sıkılan ya da öğrenim durumu programın ilerisinde olan çocuklar için de geçerli.

Öğretmenlerin yüksek eğitim düzeyi, çocukların her türlü gelişimini gözlemleyebilmelerini ve esnek çözümler yaratabilmelerinin en önemli nedeni. İstatistiklere göre çocukların ortalama %30’u eğitim hayatlarının ilk dokuz yılında özel programlarla destekleniyor.

Spor var ama rekabet yok

Fin okullarında spora bol bol yer var ama spor karşılaşmaları yapacak takımlar yok. Rekabet, üstünlük kazanmak Fin kültüründe değer verilen bir şey değil.

Finlandiya’da özel okul yok ve eğitim harcamalarının tümü devlet tarafından destekleniyor.

Finlandiya’da okullar birbirleriyle rekabet etmiyor, aksine dayanışıyor. Okulların hemen hemen tümünün başarı düzeyi aynı. Bu yüzden okulun bir diğerine göre ayrıcalığı yok. Eğitim “herkes için eşit imkanlar sağlamak” demek. Eşitlik kavramına olağanüstü değer veriliyor. Tüm çocuklar zeka ve becerileri ne olursa olsun aynı sınıflarda okuyor.

Öğretmenler ve idareciler aynı maaşı alıyor

Pek çok Avrupa ülkesi ve Amerika’yla karşılaştırıldığında Finlandiya’da eğitime ayrılan bütçenin daha fazlası sınıf ortamına yansıyor. Çünkü öğretmenler de, yöneticiler de hemen hemen aynı maaşı alıyor. Bu yüzden Finlandiya’da eğitim maliyetleri çok daha düşük. Ancak 15 yıllık kıdemli bir öğretmen ortalama bir üniversite mezunundan daha iyi kazanıyor.

* Pasi Sahlberg: Fin eğitimci, yazar ve bilim adamıdır.  Finlandiya’da öğretmen, öğretmen eğitmeni, araştırmacı ve politika danışmanı olarak çalıştı ve dünya çapında eğitim sistemlerini ve reformları okudu.  Okul geliştirme, uluslararası eğitim sorunları, sınıf içi öğretme ve öğrenme, okul liderliği uzmanlık alanları arasında bulunmaktadır. Finlandiya Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nda, Cambridge Üniversitesi, Harvard Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. Birçok makalesi, araştırması ve ödüllü kitapları bulunmaktadır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*